11.09.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı Faik Öztrak:
- “CHP; Kurtuluş Savaşı meydanlarında doğan bir siyasal gelenektir, Cumhuriyet’in kurucu iradesidir. CHP’nin geleceğine ne vesayet odakları ne darbeciler ne de siyasi hesaplar yön verebilir.”
- “24 yıllık iktidar, 22 Orta Vadeli Program... Peki sonuç ne? Her yıl olduğu gibi Erdoğan’dan masallar... Erdoğan hükümetleri OVP'deki enflasyon hedefini tam 19 kez ıskaladı.”
- “Erdoğan’ın 'faiz sebep, enflasyon netice' diyerek çıktığı yolun geldiği nokta faiz bütçesidir. 2027'de bütçenin faiz giderleri, yatırımlara harcanacak paranın 2 katından fazla olacaktır.”
- “2026-2029 döneminde 10,2 milyar dolarlık özelleştirme hedefleniyor. Milletin parasıyla yapılan köprü ve otoyolların işletme haklarını 30 yıllığına devretmeye hazırlanıyorlar.”
- “Zorbalar rejiminde güven olmaz. Türkiye’nin önüne hukuk, üretim, hakça bölüşüm ve sürdürülebilir kalkınmadan oluşan güçlü bir yol haritası koyuyoruz.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanı ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. CHP’ye yönelik kapatılma söylemlerine, açıklanan 22. Orta Vadeli Program’ın (OVP) ekonomik analizinden özelleştirme politikalarına, hukuk güvenliğinden CHP’nin dört ayaklı kalkınma yol haritasına kadar pek çok kritik başlığı değerlendiren Öztrak, sert eleştirilerde bulundu. CHP Grup Başkanı Faik Öztrak, şunları söyledi:
Değerli basın mensupları; geçtiğimiz hafta sonunda partimize yönelik saldırıların gizlenmek istenen kirli yüzü ortaya çıktı. Ağacın kurdu içinden olurmuş. Bugün; Atatürk’ün posterinin yakasındaki altı oka falçata attıracak kadar, parti binalarımızı tahrip ettirecek kadar kinle dolu, gözü dönmüş bir siyasi hareketin medyadaki sözcülüğüne soyunan, adı Cumhuriyet’le ve Cumhuriyet Halk Partisi’yle özdeşleşmiş Cumhuriyet gazetesinin yazarı —partimizin zindandan kurtarıp milletvekili yaptığı— Mustafa Balbay, CHP’nin kapatılmasını dillendirdi.
Tam da Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu coğrafyada yeni bir hikâye yazıldığı olağanüstü bir dönemde; Cumhuriyet Halk Partisi’ni sırtından atılacak bir bagaj, tasfiye edilecek bir yük gibi görenlerin ve 103 yıllık partimizi kendilerine siper etmeye cüret edenlerin televizyonlarda savunuculuğuna soyunan sesin “Hiç dilemiyorum ama” diyerek CHP’nin kapatılmasını dillendirmesi hiç de masum bir girişim olarak görülemez.
“CHP BİR TABELADAN İBARET DEĞİLDİR, KURUCU İRADEDİR”
Bu ülkede CHP’yi ve temsil ettiği siyasal çizgiyi tarihten silmeye çalışanlar geçmişte de olmuştur. Bunların ilki, CHP henüz Müdafaa-i Hukuk hareketiyken Anadolu’yu işgal eden emperyalistlerdir. Bir başkası ise 12 Eylül 1980 darbesinin mimarlarıdır. Ancak ne emperyalistler bu iradeyi teslim alabildi ne de darbeciler CHP’yi tarihten silebildi. Çünkü CHP bir tabeladan ibaret değildir. CHP; Kurtuluş Savaşı meydanlarında doğan bir siyasal gelenektir, Cumhuriyet’in kurucu iradesidir. CHP’nin geleceğine ne vesayet odakları ne darbeciler ne de siyasi hesaplar yön verebilir. CHP’yi millet kurmuştur, kararı da yine millet verir. Milletimiz; son genel seçimde tüm fertlerinin oy verebileceği makul bir parti hâline getirdiği partimizi dağıtmak isteyen Saray odaklarına, onların değirmenine su taşıyan kindar anlayışa ve partimize yöneltilen hainliğe gereken cevabı ilk sandıkta mutlaka verecektir.
“ÜÇ BÜYÜK SİYASAL DEVRİMİN ALTINDA CHP’NİN İMZASI VARDIR”
Değerli basın mensupları; içinde bulunduğumuz haftada hem ülkemiz hem de partimiz için tarihi öneme sahip iki büyük yıl dönümünü birlikte kutladık.
9 Eylül 1922’de şanlı ordumuz İzmir’i düşman işgalinden kurtardı. Milletimizin emperyalistlere karşı gerçekleştirdiği şanlı Kurtuluş Savaşımız kesin zaferle taçlandı. 9 Eylül; Anadolu’yu işgal ederek bu millete esareti dayatanlara karşı kahramanca dikilen Kuva-yı Milliye ruhunun zaferidir.
Bu büyük zaferden yalnızca bir yıl sonra, 9 Eylül 1923’te de Millî Mücadele’nin kahramanları savaş meydanlarından siyasi parti kadrolarına geçtiler. Çünkü onlar bağımsızlığı kazanmanın onu korumaya yetmeyeceğini; bağımsızlığı Cumhuriyet’le, inkılaplarla ve güçlü bir ekonomiyle taçlandırmak gerektiğini çok iyi biliyorlardı. Ama onlar aynı zamanda partimizin hikâyesinin 1923’ten çok önce, işgal altındaki Anadolu ve Trakya topraklarını kurtarma mücadelemizle başladığını da hiç unutmadılar.
Cumhuriyet Halk Partisi bu nedenle tesadüfen bir araya gelenlerin oluşturduğu sıradan bir siyasi parti değildir. Kökleri savaş meydanlarına, Kuva-yı Milliye’ye, Müdafaa-i Hukuk’a uzanan bir partidir. İşte bu yüzden ebedi Genel Başkanımız Atatürk, “Bizim ilk kurultayımız Sivas Kongresi’dir” demiştir.
CHP; devlet kuran, Cumhuriyet’i kuran, inkılapları gerçekleştiren, kadını eşit yurttaş yapan, eğitimi çağdaşlaştıran, Anadolu’yu fabrikalarla buluşturan, çağdaş uygarlıklar seviyesini aşma hedefini benimseyen devrimci bir partidir. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk gururla şöyle demiştir: “Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir.”
CHP; ülkemizde 1946’da çok partili demokrasinin yolunu açan, 1950’de de iktidarı demokratik yollarla devredebilen partidir. 1970’lere gelindiğinde emeğin ve emekçinin yanında duran; “Ne ezen ne ezilen, insanca, hakça bir düzen” diyen partidir. Bu nedenle bu topraklardaki üç büyük siyasal devrimin; Cumhuriyet’in kuruluşunun, çok partili demokrasiye geçişin, sosyal demokrasinin yükselişinin altında Cumhuriyet Halk Partimizin imzası vardır.
PARTİMİZ ASLA SATIN ALINAMADI, ALINAMAZ
Değerli basın mensupları; partimiz birilerinin icazetiyle kurulmadı, bir kişinin siyasi kariyerinden doğmadı, bir çıkar çevresinin projesi hiç olmadı. Asla satın alınamadı, alınamaz. Partimiz; Cumhuriyetimizin, kurucu değerlerimizin ve bağımsızlığımızın en güçlü teminatlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti var oldukça Cumhuriyet Halk Partisi de var olacaktır.
9 Eylül’de İzmir’i kurtaran, 9 Eylül’de partimizi kuran, başta ebedi Genel Başkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele’ye ve devrimlere ömrünü adamış şehitlerimizi, gazilerimizi, yine ebediyete uğurladığımız tüm önceki Genel Başkanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. Son olarak Anıtkabir’in Aslanlı Yol’undan görkemli bir yürüyüşle 103. kuruluş günümüzde Atamızın huzuruna çıkan gerçek partililerimize içten teşekkür ediyoruz.
“24 YILLIK İKTİDAR, 22 OVP: ERDOĞAN HÜKÜMETLERİ ENFLASYON HEDEFİNİ 19 KEZ ISKALADI”
Değerli basın mensupları; Adalet ve Kalkınma Partisi 24 yıldır bu ülkeyi yönetiyor. Geçtiğimiz hafta sonu da 22. Orta Vadeli Programlarını (OVP) yayımladılar. 24 yıllık iktidar, 22 Orta Vadeli Program... Peki sonuç ne? Her yıl olduğu gibi Erdoğan’dan masallar...
İlk Orta Vadeli Program 31 Mayıs 2005 tarihinde yayımlandı. Amaç; üçer yıllık ekonomik ve mali hedefler belirlemek, ekonomik aktörlerin karar alma ufkunu aydınlatmaktı. Ama aradan geçen yıllarda, her yeni programla milletin ufku biraz daha karardı.
Hep söylerim: Enflasyon en büyük, en acımasız halk düşmanıdır. 24 yıllık Erdoğan yönetiminde bu düşman milletin refahına, mutfağına, cebine ve cüzdanına dadandı. Çoluğunun çocuğunun rızkını daha boğazından geçmeden çekip aldı.
Arkadaşlarımızla daha önce yayımlanan 21 OVP’yi tek tek inceledik. Erdoğan hükümetleri enflasyon hedefini tam 19 kez ıskalamış. Hedefin tuttuğu sadece iki yıl var: Biri ekonominin yüzde 4,9 daraldığı 2009 yılı, diğeri ise Rahip Brunson krizinin ardından ekonominin durma noktasına geldiği 2019 yılı. Yani tablo çok açık: Erdoğan ve kadrolarının ekonomiyi küçültmeden, milleti yoksullaştırmadan, planlı ve programlı biçimde enflasyonu kontrol edebildiği tek bir yıl bile yok.
Nitekim bu yıl da bu geleneği bozmadılar. 2026 için koydukları enflasyon hedefi daha 2026 bitmeden çöpe gitti. Şimdi yüzde 16 olması hedeflenen enflasyonun, yüzde 77,5 sapmayla yüzde 28,4 olacağı söyleniyor. Üstelik bu sapma; sanayi üretiminin gerilemeye başlamasına, 2026 için hedeflenen yüzde 3,8 büyümenin yüzde 3,3’e düşmesine rağmen yaşanıyor.
Yine 2026 yılı için istihdam hedefini 33 milyon 336 bin kişi olarak belirlemişlerdi, şimdi 32 milyon 579 bine indirdiler. Yani OVP’de söz verip iş veremedikleri vatandaşlarımızın sayısı tam 757 bin kişi. Normalde ekonomi yavaşladığında enflasyonun da aşağı gelmesi beklenir. Ama bunların izlediği programda büyüme hedefi düşüyor, istihdam hedefi düşüyor, enflasyon ise bir türlü düşmüyor. Milletimiz hem büyümeden hem istihdamdan hem de enflasyondan kaybediyor. Milletimizin bugün yaşadığı ağır geçim buhranının özeti budur.
“SAVAŞ BÖLGESİNDEKİ ÜLKELERİN ENFLASYONUNU TOPLAYIN TÜRKİYE’YE ANCAK ULAŞIYOR”
Ancak iş bilmeyenin bahanesi de çok olurmuş. Erdoğan yönetiminin bu yılki enflasyon bahanesi Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim. Daha önceki yıllarda da ne demişlerdi? "Rusya-Ukrayna savaşı..." Doğrudur, Rusya ve Ukrayna yıllardır savaşıyor. Rusya’da enflasyon yüzde 6,0; Ukrayna’da yüzde 7,7. Türkiye’de ise yüzde 31,5! Savaşan iki ülkenin enflasyonunu toplasanız bizdeki enflasyonun yarısına bile ulaşmıyor.
Şimdi de "Orta Doğu’daki savaş" diyorlar. Füzelerin, İHA’ların, bombaların uçuştuğu coğrafyaya bakalım:
Suudi Arabistan’da enflasyon yüzde 1,8.
Kuveyt’te yüzde 2,2.
Katar’da yüzde 2,2.
Ürdün’de yüzde 2,7.
Birleşik Arap Emirlikleri’nde yüzde 2,7.
Bahreyn’de yüzde 3,0.
Umman’da yüzde 3,2.
Lübnan’da yüzde 15,7.
Türkiye’de? Yüzde 31,5!
Savaş bölgesindeki ülkelerin enflasyonlarını tek tek toplayın, ancak Türkiye’ye ulaşıyor. Demek ki mesele sadece savaş değil, mesele sadece dışarıdan gelen şoklar da değil. Mesele Türkiye’nin nasıl yönetildiğidir. Türkiye’deki enflasyonun asıl kaynağı Saray’ın yanlı ve yanlış politikalarıdır. Bu enflasyonun asıl sorumlusu Erdoğan yönetimidir.
“ÜRETİME BİR, FAİZE İKİ; ERDOĞAN’IN GETİRDİĞİ NOKTA FAİZ BÜTÇESİDİR”
Erdoğan’ın ekonomi bilimini bir kenara bırakan yaklaşımı Türkiye’yi bugün bu noktaya getirmiştir. “Faiz sebep, enflasyon netice” diyen Erdoğan, bugün Türkiye’nin bütçesini faiz bütçesi hâline getirmiştir. Oysa bu ülkenin yatırıma, yeni altyapıya, yeni fabrikalara ve yeni üretim kapasitesine ihtiyacı var. Ama getirdikleri Orta Vadeli Program’a bakıyoruz; 2027 yılında bütçenin faiz giderleri, yatırımlara harcanacak paranın 2 katından fazla. Üretime bir, faize iki; yatırıma bir, faize iki... İşte Erdoğan’ın “Faiz sebep” diyerek çıktığı yolun Türkiye’yi getirdiği nokta budur.
“ERDOĞAN’IN MİRASYEDİ SEÇİM EKONOMİSİ DÜZENİ”
Tabii bütçenin kaynakları faize gidince seçim yaklaşırken harcamak için para lazım. Parayı nereden bulacaklar? Üreterek mi, verimliliği artırarak mı, yeni kaynak yaratarak mı? Hayır. Hayırsız mirasyedi misali, evde kalan son varlıkları elden çıkararak para bulmaya çalışıyorlar. Erdoğan’ın altına imza attığı Orta Vadeli Program’a bakıyoruz; 2026-2029 döneminde toplam 10,2 milyar dolarlık özelleştirme geliri öngörüyor. Bunların ekonomi anlayışında üreterek kaynak yaratmak yok, eldekini satarak günü kurtarmak var.
Türkiye’de 1985’ten AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılına kadar 8 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. AK Parti iktidarları ise 24 yılda yaklaşık 66 milyar dolarlık özelleştirme yaptı. Bu milletin fabrikaları, kritik kamu tesisleri, limanları, arazileri birer birer elden çıkarıldı. Şimdi yine en iyi bildikleri işi yapıyorlar: Satmak, savmak, eldekini tüketmek... Milletin parasıyla yapılan, bütçeye her yıl tıkır tıkır para sağlayan köprülerin, otoyolların işletme haklarını 30 yıllığına devretmeye hazırlanıyorlar. İşte Erdoğan’ın mirasyedi seçim ekonomisi düzeni!
Orta Vadeli Program’da seçim ekonomisinin izlerini gösteren başka rakamlar da var. OVP’ye göre 2027 yılında faiz dışı harcamalar yüzde 38,4 artacak. Cari transferler yüzde 45, mal ve hizmet alımları yüzde 44, sermaye transferleri ise tam yüzde 130 artacak. Peki 2027 yılı enflasyon hedefi ne? Yüzde 21. Harcama artışları enflasyonun oldukça üzerinde; yani 2027’de kesenin ağzı açılacak. Peki sonra? Seçim geçecek, 2028 gelecek, 2029 gelecek; millet yine kemer sıkmak zorunda kalacak. Bu sefer kurt kışı geçirse de yaşadığı ayazı unutmayacak.
“DEĞERLİ TL İLE GELEN DEĞERSİZ TL İLE BİR GECEDE GİDER”
Orta Vadeli Program’da seçim emarelerinin görüldüğü bir başka rakam ise dolar cinsinden kişi başına düşen gelirdir. “Kişi başına düşen millî gelir ilk kez 20 bin dolara yaklaşacak”mış. Kur baskılanınca Türk lirası dolar karşısında değerli görünüyor. Millî geliri dolara çevirdiğinizde de kâğıt üzerinde güya herkes zenginleşiyor. Peki bu paralar nerede? Vatandaşın cebinde mi, emeklinin sofrasında mı, işçinin ücretinde mi? Hayır.
Peki değerli TL en çok kimi sevindiriyor? Değerli TL; kışın İsviçre’de kayak tatili yapanı sevindirir, yazın teknesiyle Yunan adalarını gezeni sevindirir, yurt dışından mal getiren zengini sevindirir. Kâğıt üzerinde dolar cinsinden şişirdiğiniz gelirlerin; evine ekmek götürmekte zorlanan babaya, okullar açılırken çocuğuna ayakkabı alamayan anneye ve babaya, kirasını ödeyemeyen emekçiye, pazar filesini dolduramayan emekliye ne faydası var? Milletin karnı artık bu masallara tok.
Değerli TL ile gelen, değersiz TL ile bir gecede gider; tıpkı 2009’da ve 2019’da olduğu gibi. Milletimiz artık neyin ne için yapıldığının farkında. Sesini duymayana, halini görmeyene, kendini unutana ilk seçimde faturayı kesmeye hazırlanıyor.
“ZORBALAR REJİMİNDE GÜVEN VE YATIRIM OLMAZ”
Değerli basın mensupları; bir ekonomi programının başarıya ulaşmasının ilk şartı güvendir. Ekonominin kuralla değil kralla yönetildiği yerde güven olmaz. Milli iradeyi yok sayan, elindeki yargıya güvenip belediyeleri gasp eden bir anlayışa kimse güven duymaz.
Yine bu hafta Üsküdar Belediyesi’nde bu anlayış çirkin yüzünü bir defa daha gösterdi. Başkan vekilliği seçimi haksız şekilde iptal edildi. Oy verecek meclis üyeleri seçimden önce gözaltına alındı, transfer edildi; milletin partimize verdiği belediye Saray’ın yönetimine alındı. Bu sabah da Foçalının iradesi yok sayıldı. Artık kimseye hukuk devletinden, güvenden bahsedemezsiniz.
Hakları için ses yükselten gazilerimizin, hakkını arayan emekçilerimizin, öğretmenlerimizin karşısına polisi diktikten sonra çıkıp “emeği yüceltmekten” bahsedemezsiniz. Gelecek Partisi eski genel başkanının siyasi eleştirilerini kendi Genel Başkanınıza saldırı kabul edip “şüpheli” sıfatıyla adliyeye çağırırsanız bu ülkede düşünce özgürlüğünden, rekabetçi siyasetten bahsedemezsiniz.
Diğer taraftan açlık sınırının 37 bin 388 lira olduğu yerde milyonlarca emekçiyi 28 bin liralık asgari ücrete mahkûm ederseniz, milyonlarca emekliye “Sana 20 bin lira yeter” derseniz, gençlerin bu ülkede bir hayat kurma hayallerini ellerinden alırsanız anlattığınız başarı hikâyelerine elbette kimseyi inandıramazsınız.
Hakkın olmadığı yerde, hukukun olmadığı yerde, adaletin olmadığı yerde, düşünce özgürlüğünün olmadığı yerde yandaşı kayıran, yurttaşın korkularını alabildiğince istismar eden, yönetebilmek için istikrarsızlıktan medet uman zorbalar rejimi vardır. Zorbalar rejiminde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde yatırım olmaz, aş olmaz, iş olmaz. Atılan her yanlış adımın millete maliyeti katbekat artar.
Hep söylüyoruz: Güven ruh gibidir, bir kere terk ettiği bedene bir daha geri dönmez. Sorunun sebebi hâline gelenler çözümün parçası olamaz. O yüzden Türkiye aydınlık yarınlara ilerleyecekse gömleğin doğru iliklenmesi gereken ilk düğmesi bellidir: Tek Kişilik Saray Yönetiminin ilk sandıkta milletimiz tarafından evine gönderilmesidir.
“TÜRKİYE’NİN ÖNÜNE GÜÇLÜ BİR YOL HARİTASI KOYUYORUZ”
Değerli basın mensupları; biz Türkiye’nin önüne güven veren güçlü bir yol haritası koyuyoruz. Bu yol haritasının dört temel ayağı olacak:
1. Hukuk: Hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edeceğiz. Devleti kurallarla, kurumları liyakatle yöneteceğiz. Hiç kimsenin yarınından, hakkından, malından mülkünden endişe etmediği güvenilir bir Türkiye inşa edeceğiz.
2. Üretim: Borçla şişirilen değil, üreterek zenginleşen bir Türkiye kuracağız. Rantı değil yatırımı, ithalatı değil yerli üretimi, ucuz emeği değil verimliliği, betonu değil teknolojiyi önceleyeceğiz. Sanayide, tarımda, enerjide Türkiye’nin üretim gücünü ayağa kaldıracağız.
3. Hakça Bölüşüm: Büyüyen ama yoksullaştıran değil, zenginleşirken zenginliğini paylaşan bir Türkiye istiyoruz. Emeğin milli gelirden aldığı payı artıracağız. Sosyal devleti yeniden ayağa kaldıracağız. Çocuklarımızı yoksulluğa, gençlerimizi umutsuzluğa, emeklilerimizi sefalete mahkûm etmeyeceğiz.
4. Sürdürülebilir Kalkınma: Bugünü kurtarırken yarını tüketmeyeceğiz. Doğayı bozmadan, kaynaklarımızı yok etmeden, gelecek nesillerin hakkını yemeden büyüyeceğiz.
Artık Türkiye’nin ihtiyacı başka bir günü kurtarma programı değildir. Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir kalkınma hamlesidir. Hukukun güven verdiği, üretimin zenginleştirdiği, refahın hakça paylaşıldığı, kalkınmanın kesintisiz sürdüğü bir Türkiye... Bizim hedefimiz budur.
Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sorularınız varsa alabilirim.
Soru- Geçtiğimiz günlerde Mansur Yavaş Cumhurbaşkanı Erdoğan'la birlikteydi. Tam da aslında 9 Eylül'e denk geldi. Kendisi kapsamlı bir açıklama yaptı. Aslında hem İyi Parti'yi hem CHP'yi kastederek; “İki tarafta rahatsızlık duyuyorsa gereğini de yapmaktan çekinmem. Ancak böyle bir rahatsızlık bana ulaşmadı" dedi. Cumhuriyet Halk Partisi Mansur Yavaş'ın tutumundan, özellikle yeniden Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa dönmesinden sonraki süreçte rahatsız mı? Bu tutumunu nasıl değerlendiriyor?
Faik Öztrak- İsterseniz şöyle başlayayım. Partimizin 103. kuruluş yıl dönümünde Anıtkabir’e yaptığımız ziyarette, Cumhuriyet Halk Partili Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının bulunmaması benim için büyük bir hayal kırıklığıdır. Gerçekten büyük hayal kırıklığıdır.
İkinci söyleyeceğim şey şudur. Cumhuriyet Halk Partisi tehditle, korkutarak hareket edebilecek olan bir parti değildir. İkinci söylemek istediğim şey de, husus da budur. Bunun dışında Sayın Yavaş'ın açıklamasının takdirini de milletimize bırakıyorum.
Soru- Bir de dün yine CHP’li belediyelerden Ak Parti’ye transferler oldu. Bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz?
Faik Öztrak- Değerli arkadaşlar, uzunca bir süredir özellikle 2023'ün sonundan sonra, bu partide yönetim el değiştirdikten sonra, yani yok sayılan yönetim döneminde çok ilginç gelişmeleri yaşadık. Partimiz mahkeme kapılarına düştü. Parti yönetimiz batıl sayıldı. Parti yönetimi batıl sayıldı. Yönetim partiyi mahkeme avlusunda bıraktı, ondan sonra da bu yönetimi kucağında bulanları butlancı olarak tanımladı. Arkasından belediye başkanlarımız ya tutuklandı ya transfer edildi. Onun da arkasından parti bölünme noktasına geldi. Bu tabii iyi bir yönetim değil. Bunu bir kenara bırakıyorum ama şunu açıkça ifade etmek istiyorum arkadaşlar. Milli irade diye bir şey var. Millet bizim partimize belediyeyi teslim etmiş. Dolayısıyla iktidarda bulunan partinin elindeki yargı gücünü kullanarak bizim belediyelerimizi kendi partisine geçirmeye çalışması açıkçası kabul edilemez ve bir şeyi ortaya açıkça koyar, o da şu: Bu ülkeyi yöneten partinin milli iradeye saygısı olmadığını ortaya koyar.
Soru- Efendim, Yeni Parti’deki 6 milletvekilinin tekrar partinize döneceği söyleniyor. Birtakım görüşmeler olduğu söyleniyor...
Faik Öztrak- Sadece 6 mıymış? Yani değerli arkadaşlar; biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak buradayız, dimdik ayaktayız ve bizim ilkelerimizi benimseyen, bizimle birlikte çalışmak isteyen tüm arkadaşlarımıza da kollarımız açıktır.
Soru- Efendim. Peki şöyle bir durum söz konusu olabilir mi? Siz ne öneriyorsunuz? Sayın Mansur Yavaş şu an herhangi bir tercihte bulunmadı. AK Parti'ye geçer mi yoksa Yeni Parti’de mi yürüyecek? Cumhuriyet Halk Partisi’nde yürümeye karar verirse sizin tutumunuz olacak. Yani böyle bir konuşma geçti mi acaba parti yönetiminde?
Faik Öztrak- Şunu açıkça ifade etmek isterim. Ben Mansur Yavaş adına burada ne yapacağı ne edeceği konusunda bir şey söyleme durumunda değilim ama partimizin görüşlerini daha önce burada açıkladım. Kendi görüşlerimi ve partimizin görüş partimizle ilgili duruşumuzu açıkladım.
Soru- Tarafınıza gelen bir duyum var mı? Hani 'şu partiye geçeceğim' yönünde...
Faik Öztrak- Hayır. Sayın Yavaş'ın yaptığı açıklama dışında başka bir duyum yok. Dolayısıyla o açıklamaya da saygı göstermek durumundayız. Ama dediğim gibi o açıklamanın takdirini de milletimize bırakırız.
Soru- Bu görüşmeden sonra yani Cumhurbaşkanıyla görüşmesinden sonra Sayın Kılıçdaroğlu Sayın Yavaş arasında bir görüşme tekrar olur mu ya da sizin de parti yönetiminizle bir temas olur mu?
Faik Öztrak- Yani şu anda Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Cumhuriyet Halk Partili Mansur Yavaş'tır. Dolayısıyla bu sorduğunuz sorulara açıkçası bir anlam veremedim. Niye görüşme olmasın?
Soru- Yani kırgınlık küskünlük var mı anlamında?
Faik Öztrak- Siyasette kırgınlık, siyasette kırgınlık küskünlük olmaz.
Soru- Şöyle... Özgür Özel’le birlikte Anıtkabir’e gitti Sayın Mansur Yavaş ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluş yıldönümüne gelmedi. Yani belediye başkanlarının hani bu ay sonuna kadar bir tercih yapması yönünde de görüşler var partinizden gelen, dile getirilen. Bir ikincisi, yani Özgür Özel'e de bilgi vermesi külliyeye gideceği yönünde Mansur Yavaş'ın... Yani genel başkanı kim Mansur Yavaş'ın sorularını da beraberinde getiriyor.
Faik Öztrak- Bu soruları kendisine soracaksınız bana değil, kusura bakmayın. Evet, teşekkür ediyorum arkadaşlar.
19.09.2023
13.09.2023