Zeynel Emre: “6 Şubat’ın Yaraları Hâlâ Açık; 38 Milyar Dolarlık Deprem Vergisi Nerede?”

01.02.2026

6 Şubat depremi yıldönümü,deprem vergileri nerede,Özgür Özel deprem bölgesi ziyareti ,konteyner kent sorunları ,deprem davaları ve cezasızlık,deprem bölgesi eğitim sorunları,asbest ve toz riski deprem,Soma ve İliç ihmalleri,afet yönetimi ve liyakat,CHP 7 maddelik afet planı,dirençli kentler stratejisi,Suriye dış politikası CHP görüşü,insan onuruna uygun barınma hakkı

CHP Parti Sözcüsü Zeynel Emre, düzenlediği basın toplantısında 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü vesilesiyle deprem bölgesinde yaşanmaya devam eden sorunları, yargıdaki cezasızlık politikalarını ve CHP’nin çözüm önerilerini kamuoyuyla paylaştı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bir hafta sürecek deprem bölgesi programını da duyuran Parti Sözcüsü Emre, “Enkazın altından yükselen o sesi susturmayacağız” dedi. Emre, MYK Toplantısı sonrası düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Değerli basın mensupları ve ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

GENEL BAŞKANIMIZ, ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA BOYUNCA DEPREM BÖLGESİNDE OLACAK

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz üzere şubat ayına girdik. Şubat ayı itibarıyla bizim açımızdan üzerinde önemle duracağımız konu; üç yıl önce 6 Şubat tarihinde gerçekleşen o büyük deprem ve yaşadığımız büyük acılardır. Genel Başkanımız, vatandaşlarımızın dertleriyle dertlenmek, onların sesi olmak, eksikleri yerinde görmek, yardımcı olmak, dinlemek ve gözlemlemek amacıyla önümüzdeki hafta boyunca deprem bölgesinde olacaktır. Sayın Genel Başkanımız, yarın itibarıyla öncelikle Osmaniye’ye gidecek, aynı gün Gaziantep’e geçerek orada bir dizi ziyaret ve incelemelerde bulunacaktır. Çarşamba günü tüm gününü Hatay’da geçirecek olan Genel Başkanımız, perşembe günü ise Adıyaman’da olacaktır. Perşembeyi cumaya bağlayan gece, deprem saatinin yıl dönümünde tam o saatte Adıyaman’da yurttaşlarımızla birlikte bir "sessiz yürüyüş" planlanmıştır. Cuma günü öğleden sonra ise Malatya’da çeşitli ziyaretlerde bulunacaktır.

"İHMAL" DENİLEREK İHMALLERİN ÜZERİNİN ÖRTÜLMESİNE, "YAPTIK" DENİLEREK YAPILMAYANLARIN GİZLENMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ

Şunu öncelikle ifade edelim: Maalesef depremde hayatını yitiren 53 bin 537 yurttaşımızı bir kez daha rahmetle anıyoruz. 107 bin 213 yaralımız vardı; acılı ailelere bir kez daha sabır, yaralılara da tekrardan geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bizim açımızdan orada bin günden fazla zaman geçti ama hakikaten yaralar hâlâ açık; çünkü acı geçmiyor, çünkü insanlar hâlâ konteynerlarda yaşıyor. Ülkede maalesef adalet sistemi çok kötü durumda ve adalet yerini bulmuş değil. Çünkü aynı ihmaller zinciri konuşulmadan aynı yanlışlar tekrarlanıyor.

Bugün şunu da belirtmek gerekir: Biz, acının yıl dönümüne girdiğimiz bu haftada kimseye ajitasyon yapmak niyetinde değiliz. Ancak hafızaların diri kalması lazım; çünkü biz unutursak veya unutturursak aynı acılar tekrar eder, aynı ihmaller sürer. Tıpkı geçmişte yaşanan bazı büyük afetlerde olduğu gibi... Onlara da değineceğiz. O nedenle Sayın Genel Başkanımız bu hafta boyunca önemli ziyaretlerde bulunacak ve açıklamalarda bulunacaktır. Biz, enkazın altından yükselen o sesi susturmayacağız. Bu ülkede gerçekleşen afetlerden sonra "ihmal" denilerek ihmallerin üzerinin örtülmesine, "yaptık" denilerek yapılmayanların gizlenmesine izin vermeyeceğiz. Bunları açık edecek, bunları net biçimde söyleyeceğiz.

Rakamlar ortadadır. Deprem bir doğa olayıdır, evet; ancak iyi yönetilen ülkeler bu tip doğa olaylarına hazırlanır, önlemler alır. Bizden daha şiddetli depremlerin yaşandığı ülkeler var. Örneğin; 1999’da Tayvan’da 7.7, 2011’de Japonya’da 9.1 şiddetinde depremler yaşandı. Bu depremler bizim yaşadıklarımızdan çok daha büyüktür. Endonezya’da 2005’te 8.7, Şili’de 2010’da 8.8 şiddetinde depremler oldu; Şili’deki o depremde sadece 700 kişi hayatını kaybetti. Dünyadaki örneklere baktığımızda, bu saydığım depremlerden daha şiddetli sarsıntılarda bazen sadece birkaç kişinin hayatını kaybettiğini, bazen ise -Japonya’da gözlemlediğimiz gibi- deprem kaynaklı hiç kimsenin yaşamını yitirmediğini görüyoruz. Eğer hazırlanırsanız, denetim yaparsanız, bilimi dışlamayıp imar aflarıyla rantı öncelemezseniz bu sonuçları alırsınız. Ancak koordinasyonsuz olursanız, afet anında çöken o sistemde gördüğümüz gibi büyük yaralar alırsınız. Dünyanın gerçeği budur.

ÜÇÜNCÜ YILDAYIZ VE HÂLÂ KONTEYNER KENTLERDE YAŞAM MÜCADELESİ VEREN 271 BİN YURTTAŞIMIZ VAR

Deprem bölgesinde ilk 72 saat boyunca neredeyse hiç ya da çok az yardımın ulaştığının altını çizelim. Maalesef insanlar o soğukta, enkazın altında; bir kısmı donarak hayatını kaybetti. O zamanki gazete manşetleri, her biri birbirinden kopya edilmişçesine "Asrın Felaketi" manşetini atmışlardı. Şimdi de "Asrın İnşası" denilerek yapılmayanları yapılmış gibi anlatıyorlar. Oysa üç yıl geçti. Tayyip Bey ne demişti? "Bana bir yıl süre verin, bütün evleri yapıp teslim edeceğim" demişti. Üçüncü yıldayız ve hâlâ konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veren, temiz suya erişimde sorun yaşayan, sağlık ve eğitim hizmetine ulaşmakta güçlük çeken 271 bin yurttaşımız var. Konteyner kentlerdeki yaşam, geçici bir barınma şekli olmaktan çıkıp kalıcı bir belirsizliğe evrildi. Kışın soğuk, yazın fırın gibi... Çocuklar aynı odada uyuyor, aynı odada ders çalışıyor ve hastalanıyor. Aileler aynı odada hem yas tutuyor hem de hayatta kalmaya çalışıyor. Sayın Genel Başkanımızın Hatay’da yerinde tespit ettiği gibi; dronlarla yukarıdan çekince evler bitmiş görünüyor ancak aşağı inip brandanın arkasına bakınca inşaatın içinin bitmediğini, önünün makyajlandığını görüyorsunuz. Orada bir görüntü yönetimi var ama 271 bin yurttaşımız hâlâ konteynerlarda.

İKTİDARDAYSANIZ, RİSK HARİTASI ÇIKARIP HAZIRLIK YAPARSINIZ.

Depremin ilk saatlerini hatırlayalım; iletişim çöktü, koordinasyon dağıldı. "Kim, nerede, ne yapacak?" sorusu havada kaldı. Havada kalan aynı zamanda arama kurtarmanın o ilk "altın saatleriydi". Kararsızlık ve prosedürlere boğulan kötü yönetimin sonuçlarıyla can kaybı arttı. Biz bu ülkede yangın yaşadık, aynı denetimsizliği gördük. Sel yaşadık, aynı problemi gördük. Heyelan yaşandı, yine yönetememe krizini gördük. Bütün afetlerde bununla karşılaşıyoruz. Oysa iktidardaysanız, risk haritası çıkarıp hazırlık yaparsınız.

VATANDAŞTAN DEPREM VERGİSİ ALDILAR AMA VATANDAŞIMIZI DEPREME HAZIRLIKSIZ BIRAKTILAR

Bakın, bu ülkede 1999 depreminden sonra "ülkeyi afete hazırlayacağız" denildi. 26 Kasım 1999’da Resmî Gazete’de yayımlanan 4481 sayılı Kanun ile "Özel İletişim Vergisi" adı altında depreme hazırlık vergisi alınmaya başlandı. Başlangıçta geçiciydi, 2000 yılı sonunda kaldırılacaktı; ancak 23 Kasım 2000’de TBMM’de kabul edilen 4605 sayılı Kanun ile kalıcı hale getirildi. Yani çeyrek yüzyıldır vatandaştan "sizi dayanıklı binalara kavuşturacağız" diye para alındı. Bu rakamı çalıştık: 1999’dan 2023’e kadar toplanan tutar -son birkaç yıl hariç- 89,1 milyar TL’dir. Bunu her yılın ortalama dolar kuruyla çevirdiğimizde karşımıza 38.3 milyar dolar çıkıyor. Bu, hazırlık için muazzam bir fırsat değil miydi? 50 bin dolar maliyetle, 100 metrekare civarında tam 764 bin depreme dayanıklı konut yapılabilirdi. Milyonlarca yurttaşımız güvenli evlerine girebilirdi. Yapıldı mı? Yapılmadı. 2011 Van depreminde şimdiki Maliye Bakanı görevdeydi. O dönem kendisine bu paraların ne olduğu sorulduğunda, "bunlar başka alanlarda kullanıldı" dedi. Hangi alanlarda kullanıldı? Hortum düzeninde kullanıldı arkadaşlar. Bir köprü yapıp halktan altı kat fazlasını aldıkları o fahiş düzenlerde, Şehir Hastanelerindeki 1’e 7 maliyetli Sayıştay raporlarıyla sabit dosyalarda kullanıldı. Vatandaştan deprem vergisi aldılar ama vatandaşımızı depreme hazırlıksız bıraktılar. Kaynak varken şehirler dirençli hale getirilmedi, güçlendirilmedi; her seçim dönemi imar aflarıyla kaçak yapılar meşrulaştırıldı, bilimin sesi susturuldu.

DEPREMZEDEYE BORÇ ÇIKARILMAZ, DEPREMZEDE MÜŞTERİ GİBİ GÖRÜLEMEZ, ACI ÜZERİNDEN FAİZ HESABI YAPILMAZ

Şimdi ise depremzedeye kriz zamanında çadır satan Kızılay zihniyetiyle, evini ve yakınlarını kaybetmiş insanlara konut satıyorlar. "Parasını siz vereceksiniz" diyorlar. 60-65 metrekarelik sosyal konutlar için 2 milyon 200 bin TL bedel biçiyorlar; 220 bin TL peşin, 240 ay vadeyle 8 bin 250 TL taksit istiyorlar. Üstelik faiz konusunu açık bırakıyorlar; toplamda vatandaşın hangi yükün altına gireceği belli değil. Biz bunları söyledikçe konuyu çarpıtıyorlar. Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Depremzedenin konutundan, dükkanından tek kuruş faiz almayacağınızı ilan edin! Buyurun, "CHP yanılıyor, faiz almayacağız" deyin. Bu rakamlar az mı? Ülkedeki çalışanların 9,5 milyonu asgari ücretli; maaşının %30’unu taksite verecek. 17 milyon emekli var; maaşının %41,5’ini taksit olarak ödeyecek. Peki, o 220 bin liralık peşinatı nasıl verecekler? Herkesin kredi kartı borçlu, herkes hacizli; 25 milyon icra dosyasıyla Cumhuriyet tarihinin rekoru kırılıyor. Bu insanlar ne yiyecek, ne içecek, çocuğunu okula nasıl gönderecek? Vatandaştan daha evvel parasını almışsınız ama yapmamışsınız; şimdi deprem geçmiş, hâlâ para istiyorsunuz. Depremzedeye borç çıkarılmaz, depremzede müşteri gibi görülemez, acı üzerinden faiz hesabı yapılmaz. Bu millet sizden reklam filmleri değil, insanca bir hayat istiyor.

DEPREM BÖLGESİNDE EĞİTİM VE SAĞLIKTA ENKAZ BÜYÜYOR

Konteynerlarda üçüncü kış yaşanıyor; eğitim ve sağlıkta enkaz büyüyor. Çocuklar internet altyapısı olmayan, ısınma sorunu yaşayan, kalabalık konteyner sınıflarda okuyor. Eğitim-Sen’in Ekim 2025 raporuna göre, sadece Hatay’da 80 bin öğrenci konteynerlarda eğitim mücadelesi veriyor. Okullar yetersiz olduğu için ikili öğretime geçilmiş, hijyen sorunu had safhada ve mağdur velilerden "bağış" adı altında para isteniyor. Adıyaman’da 13 bin 800 öğrenci taşımalı eğitime devam ediyor; öğrencilerin %62’si beslenme desteği alamıyor, %48’inin internet veya cihaz erişimi yok. Yapay zekanın konuşulduğu çağda, bölgedeki çocukların yarısının tableti, interneti yok. Malatya’da 2 bin 200 derslik planlanmıştı, sadece 857’si yapıldı. Kahramanmaraş’ta 365 okul kullanılamaz halde. Kırsalda kız çocuklarının eğitime katılım oranı düşerken, istismar kurbanı olma riskleri artıyor. Bu ülkenin en büyük beka sorunu, bu çocukların geleceğidir. En az bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek verilmelidir; Türkiye Cumhuriyeti bunu karşılayacak güçtedir.

MİLLETİN ZOR GÜNÜNDE IBAN GÖNDERENLERİ, ÇADIR SATANLARI, YARDIMI GECİKTİRENLERİ VE VATANDAŞIMIZI "NOT EDİYORUZ" DİYE TEHDİT EDENLERİ UNUTMADIK

Bölge halkı ağır travma, uyku bozukluğu ve kaygı içinde. Üstelik bir de "toz ve asbest" gerçeği var. Uzmanlar uyarıyor: Bölge halkı üç yıldır zehirli toz soluyor; akciğer hastalıklarının artacağı öngörülüyor. Biz, milletin zor gününde IBAN gönderenleri, çadır satanları, yardımı geciktirenleri ve vatandaşımızı "not ediyoruz" diye tehdit edenleri unutmadık. Biz de not ediyoruz: Teslim edilmeyen konutları, tutulmayan sözleri not ediyoruz. Bu millet haksızlığı unutmayacaktır.

ÖLENLER MEZARDA, SORUMLULAR DIŞARIDA

İşin bir de yargı ayağı var: Yıkılan binalarda iktidarın rant çevrelerinden beslenenler yargıdan muaf tutuluyor. Ölenler mezarda, sorumlular dışarıda. Antakya’daki Selim Kösü Apartmanı’nda 43 insan öldü; üç yıl geçti, tek bir kamu görevlisi sanık değil. Kahramanmaraş’ta bir müteahhit, tutuklandıktan 22 gün sonra "kocama hali" (yaşlılık) gerekçesiyle tahliye edildi; oysa ağır hasta belediye başkanlarımız, siyasetçilerimiz tahliye edilmiyor. Ailelerin itirazıyla yeniden tutuklama kararı çıktı ama o müteahhit 330 gündür firari. Neden? Çünkü oğlu AK Parti il yönetiminde. Yunus Kaya Apartmanı’nda 67 kişi öldü, müteahhit AK Parti meclis üyesi; mahkeme "iyi hal indirimi" uygulayıp 13 yıl ceza verdi. Bu kara bir düzenin sonucudur; suçlular ya dışarıda ya firarda.

BİNALARIN MEZARA DÖNÜŞMESİ SİYASİ BİR TERCİHTİR VE BİZ BU TERCİHİ DEĞİŞTİRECEĞİZ

Afet öldürmüyor, ihmal öldürüyor. 2021 Batı Karadeniz sellerinde 97 yurttaşımızı, dere yatağına izin verdiğiniz için kaybettik. 2021 yangınlarında uçak filosunu hazır tutmadığınız için ormanlarımız kül oldu. 2014 Soma’da 301 madenciyi, kâr hırsı ve denetimsizlik yüzünden kaybettik; sorumlular "adrese teslim" yargı kararlarıyla korundu. Amasra’da 43 işçi, İliç’te doğa katliamı... Hepsinde aynı anlayış var: Bilimi dinlemeyen, yandaşı kayıran, rantı önceleyen zihniyet.

Biz sadece eleştirmiyoruz; deprem anından itibaren belediye imkanlarımızla sahada olduk.

Şimdi de diyoruz ki:

  • "Krizi değil, riski yöneteceksiniz."
  • Afet gelmeden önlem alacak, tek çatı altında gerçek bir koordinasyon kuracaksınız.
  • Merkezi idare belediyelere savaş açmayacak.
  • Bilim ve meslek odalarını dinleyecek; nitelikli mühendis, mimar ve şehir plancısı istihdamını zorunlu kılacağız.
  • Afet anında askerimizin müdahalesi için yasal engelleri kaldıracağız.
  • Vatandaşı borçlandıran değil, güvence sağlayan modeller inşa edeceğiz.
  • İklim ve afete dirençli kentler kuracağız.

6 Şubat bize gösterdi ki liyakatsiz kadrolar ve bilimi dışlayan zihniyet öldürür. Binaların mezara dönüşmesi siyasi bir tercihtir ve biz bu tercihi değiştireceğiz.

TÜRKİYE’Yİ "STRATEJİK KÖRLÜKLE" MÜLTECİ DEPOSUNA ÇEVİREN ZİHNİYET

Konuşmamı tamamlarken; depremin konuşulması gereken böyle bir haftada AK Parti sözcüsünün Genel Başkanımıza yönelik yersiz sataşmasına değinmek isterim. Genel Başkanımız Suriye konusunda barışın öncelenmesini vurgulamıştır; bunda eleştirilecek ne var? İktidarın en başarısız olduğu alan dış politikadır. Bugün söylediklerinin tam tersini yarın yapmayı siyaset sanıyorlar. Dışişleri makamlarını "yandaş koltuğu" haline getiren, stratejik derinlik derken Türkiye’yi "stratejik körlükle" mülteci deposuna çeviren bu zihniyettir. Trump ne derse onu yapan, başkalarının projelerinde figür olmayı seçen bir iktidar var karşımızda. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin onurunu ve güvenliğini bu teslimiyetçi zihniyete terk etmeyeceğiz.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Teşekkür ediyorum.